ENIAC’ın 60. Yılında TBD 35 Yaşında

 

Prof. Dr. Aydın Köksal

Bilişim Ltd Genel Müdürü

TBD Onursal Başkanı

 

Türkiye Bilişim Derneği’ni 22 Nisan 1971’de kurmuştuk; bugün Derneğimizin 35. kuruluş yıldönümü. Kutlu olsun.

2006, ayrıca, bütün toplumlara yeni bir yaşam biçimi sağlayan,  teknikbilimsel bir devrim yaratan ilk elektronik bilgisayarın hizmete girişinin de 60. yılı.

“Bilişim Toplumu” konusunda yeryüzündeki ilk kapsamlı çalışma olan Y. Masuda’nın Japon Hükümeti’ne sunduğu Bilişim Toplumu (Jōhōka Shakai) için Plan 1971’de hazırlanmıştır. Türkiye Bilişim Derneği’nin de 1971 yılının Nisan ayında (hangi ay sunulduğunu bilmediğimiz Masuda raporundan bile belki daha önce), ülke kalkınmasını birincil amaç olarak benimseyen kapsamlı bir Tüzük ve Çalışma Planı ile, bu adla kurulmuş olması, Türkiye’nin bilişim alanındaki atılımlarını ne denli erken başlatmış olduğunun bir göstergesidir.

İlk elektronik bilgisayar araştırma-geliştirme projesi başlatılırken, benim gibi Nisan 1940’ta doğmuş, ilk bilgisayar sistemi ENIAC’ın kullanıma sunuluşuyla birlikte, Eylül 1946’da okula başlamış biri için, üstelik gençliğinden beri yaşamının bugüne değin tam kırk yılını, bu yeni buluşla toplumuna yarar sağlayabilme çabası içinde geçirmiş biri için, üst üste binen bu iki yıldönümü, geçmişten bugüne, bugünden geleceğe uzanan kişisel bir değerlendirme yapmak için uygun bir zaman.

Bilgisayarla Tanışmam

Elektronik Mühendisliği öğrenimi gördüğüm için kuramsal olarak bilgisayarla  altmışların ilk yıllarında Fransa’da tanışmıştım: Çekirdek belleği, ikidurumluları, transistorlu sayısal çevrimleri biliyordum. Ama uygulamada ilk tanıştığım bilgisayar UNIVAC 1004 oldu. UNIVAC, doğrudan ENIAC projesinin sonucunda, piyasaya sunulan ürünleri kapsayan ticari marka idi.

Yedek subaylık hizmetimi bitirir bitirmez, 30 Eylül 1966’da İzmir caddesi Aydın Apartmanı’nın sekizinci katında, Remington-Rand UNIVAC Şirketi’nin Ankara bürosunda işe başladım.

Kullandığım ilk Bilgisayarların Özellikleri

UNIVAC 1004’ün programlama dili yoktu. Tıpkı  1946’daki ilk atası ENIAC’ta olduğu gibi, yapılacak işi makineye, tüm yüzeyinde delikler bulunan yaklaşık bir metre karelik bir panel üzerine, iki ucunda fiş bulunan kablolar bağlayarak anlatıyorduk.

Panel üzerinde yalnızca 62 komut için yer vardı.

Kullanıcı bellek sığası, altışar ikillik 967 konumla sınırlıydı; toplam 1 KB bile değil.

Veri saklama ortamı olarak delikli kartları kullanıyorduk.

 Kurşun gibi ağır kocaman panellerin her biri, üzerlerine bağlanmış binlerce takılır-çıkarılır kablo ile birlikte, bir uygulama programını oluşturuyordu. Makinenin arkasına hangi paneli takarsak, “başla” düğmesine bastığımızda bilgisayar o işi yapıyordu. Gerektiğinde sistemi durdurarak bellekteki ikilleri, bilgisayarın ön yüzündeki denetim panosunda[1] yanıp sönen ışıklı göstergelerden okuyabiliyorduk: Bu pano üzerindeki düğmeleri kullanarak ikili sayılarla belirlediğimiz bellek yerindeki ikilin değeri ışık yanıyorsa 1, sönükse 0 idi.

Programlama yanlışını düzeltmek demek, panel üzerine bağlanmış karmakarışık kablolardan çoğunu söküp örneğin yanlış bağlanmış en alttaki kablonun bir ucundaki fişi, doğru deliğe taktıktan sonra, bütün öteki kabloları yeniden bağlamak demekti.

1966’da bir arkadaşımızın, kart okuyucuya okuttuğu delikli kartlar üzerindeki sayıların kare köklerini, 62 komut sınırlamasına karşın hesaplayabilen bir panel bağlaması önemli bir başarı sayılıyor ve işte şimdi anımsadığım gibi, kırk yıl unutulmuyordu.

Ne gösterici uç vardı, ne de mıknatıslı ortama veri girişi.

Donanımı oluşturan elektronik çevrimlerin lehimli olmasından dolayı İngilizcede yakıştırılan “hardware” sözcüğünün karşıtı olarak programları oluşturan çevrimlerin lehimlenmeden, takılıp çıkarılan fişlerle yapılması, “software” sözcüğünün bir “jargon” ya da “meslek argosu” gibi kullanılmasına yol açmıştı. Başka bir deyişle “software” henüz “yazılım” değildi.

Kaynak kod deldiğimiz programlarımızı kart okuyucu’dan iki kez okutarak bilgisayara verdiğimizde amaç kod’un kart delici dediğimiz çıkış birimi’nden iki aşamada kartlara delindiği derleyici (assembler) dili’ni ilk  kez, 1966 sonunda tanıştığım ikinci bilgisayar olan müşterilerimizden Emlak Bankası’ındaki UNIVAC 1005 ile İş Bankası’ndaki UNIVAC 1050 sistemlerinde kullandık. Panel bağlamaktan kurtulduğumuz için işimiz artık çok kolaylaşmıştı. Benim için “software” yazılım oldu.

Panel bağlamada çok kısa sürede yeni yaklaşımlar geliştirip ustalaşmış, yöntemimi çalışma arkadaşlarıma ve müşterilerimize de öğretmiştim. 1967 başında duyurulan U-9200/9300 sistemleri üzerinde çalışıp şirketteki iş arkadaşlarıma öğretmek üzere, Şubat 1967’de bir ay Londra’da kaldım; bu dizinin geliştirilmesine katkı verenlerden ABD yurttaşı, ama Vietnam kökenli olduğu için İngilizceyi bilmece gibi konuşan bir meslektaşımla işbirliği yaptım. Sistem yazılımında karşılaştığım yanlışlarla ilgili sorunların giderilmesinde, çok sonra ancak 1971’de Ljubliana’daki IFIP Kogresi’nde yüz yüze geldiğim, UNIVAC İsviçre’den, bilgisayar dışında tek eğlencesi kayak olan, Zürihli bir meslektaşımla da sık sık mektupla, telefonla iletişim kurdum. Sonuç olarak bütün sorunları çözdüm.

Bilgisayarla tanışmam deyince, 1967’de Ankara’da, ENIAC gibi 1946 modeli lambalı bilgisayarlardan sonra, ilk kez transistorların kullanıldığı için adı “Katı Hal” anlamında “UNIVAC Solid State Computer System” olan ve ikişer metre yükseklikte birçok dolaptan oluşan dev gibi bir bilgisayar sistemini de anmak isterim. ABD’nin Ankara Üniversitesi’ne tarihsel değeri olan bir armağan olarak bağışladığı bu sistem hiçbir zaman kurulup çalıştırılmadı; bugüne değin hiçbir zaman bir “bilişim müzesi” de kuramadık.

 Bilişim mesleğinin verimini toplumumuza yansıttığımız daha gelişkin sistemlerle tanışmam ise, 30 Eylül 1967’de, kuruluş yasasının üzerinden birkaç ay geçmeden işbaşı yaptığım Hacettepe Üniversitesi adına 1968-69’da bir süre ikinci ve üçüncü vardiyalarını kullandığımız DSİ’nin IBM 360/30 sistemi ile Eylül 1969’da Hacettepe’de kurduğumuz ve 12 yıl süreyle geceli gündüzlü üç vardiya kullandığımız Burroughs 3500 sistemiyle oldu. Üzerinde çevrimiçi uygulamalar da başlattığımız bu sistem, 1969 Türkiye’sinde, gösterici uçbirimlerle donatılmış, gerçek zamanlı tek büyük sistem idi. ÖSYM uygulamasını da başlattığımız 1974 sonrasında, HÜ Bilgi İşlem Merkezi’nde bu sistem çevresinde, benim denetimim altında, 78’i uzmanlar, arta kalanı bilgisayar işletmenleri ve veri giriş işletmenleri olmak üzere toplam 268 kişi çalışıyordu. Bu sistemin gece vardiyalarından, ayrıca, Hacettepe Vakıfları’na bağlı SİSAG Şirketi’nin çalışanları da yararlanıyorlardı ki onlar bu sayının dışındadır.

Bilgisayarın Yaşamımdaki Yeri

Elektronik Mühendisi olarak, çekirdek bellekte işlenen bilginin mıknatıslı ortamlarda, örneğin mıknatıslı şeritlerde, doğrudan erişim olanağı veren mıknatıslı davullarda ya da kocaman disklerde o zaman bize çok büyük sığalar gibi gelen 100 MB’ler düzeyinde saklanabildiğini, veri iletişim için gerekli düzenekler sağladığında bu bilgilere, uluslararası telefon ağı üzerinden, yeryüzünün her yanından erişilebileceğini, bu tür uygulamaların gerçek zamanlı çevrimiçi bilişim sistemleriyle bütün kesimlerde üretim ve hizmetlerde olağanüstü verim artışlarını tetikleyebileceğini, daha 1966’da U-1004’le tanışır tanışmaz kavramam güç olmadı.

Bilgisayarla tanıştığımda, hemen, bunun ülkemin geleceği için, ne denli önemli bir kalkınma aracı olabileceğini düşündüm. Endüstri devrimini kaçırmıştık. Gelişen iletişim olanaklarıyla, bilgisayarın ortaya çıkışıyla birlikte, yaklaşmakta olan yeni bir devrim söz konusuydu: Bilişim Devrimi. Bu olanağı iyi kullanırsak, öteki ülkelerle aramızdaki açıklığı kapatmada Türkiye’nin bir sıçrama yaparak, önemli bir kazanım elde edebileceğini düşündüm. Bu nedenle bilişim mesleğine, hiç zaman yitirmeden, dört elle sarıldım.

Tek başıma, yetenekleri pek sınırlı bir bilgisayarla karşı  karşıya idim: İşte makine, işte ben! Öğrenim gördüğüm elektronik mühendisliği mesleğine duyduğum büyük ilgiye karşın, bir düş uğruna bu mesleği bir yana bırakarak, “bilişim” adını verdiğim ve başlangıçta hiçbir şey bilmediğim bu yeni mesleğe kendimi en baştan bütünüyle verdim.

Kişisel Bir Değerlendirme

Bilgisayarla tanışmam, 1966’da bana, 9500 yıl öncesinin tarım devrimi, 200 yıl öncesinin endüstri devrimi ölçeğinde büyük bir teknikbilimsel devrimin, çok kısa sürede insanoğlunun yaşam biçimini değiştireceğini düşündürmüştü.

1968’de “Bilişim” adını verdiğim bu yeni teknikbilimi “Türkiye’nin kalkınması için bir araç olarak kullanacağız” diye çevreme açıklamalarda bulunarak toplum önünde kendi kendime söz verdim.

Bu bana, ulusumuzu, koşullarını bizim belirleyeceğimiz ileri bir bilişim toplumuna dönüştürebileceğimizi düşündürüp bu düşün gerçekleşmesi için gerekenleri yapma olanağı, bir işe yarama duygusu verdi; adım adım gelişen, hiç bitmeyen bir serüven gibi, soluk soluğa bir yaşam sağladı. Gelecek için umutlu, kazandığımız başarılarla yaşam sevinciyle dolu bir yaşam; insan olarak onurlu bir duruş! Bugün, son yirmi yıldır, yüksek nitelikli “Kurumsal Kaynak Planlama Yazılım Ürünleri” ürettiğimiz Bilişim Ltd’de de, art arda gerçekleştirdiğimiz uygulama projelerimiz ortamında süregiden, hep tedirgin, hep yorgun, ama bireysel öz kimliğimle, ulusal kimliğimle barışık, kıvançlı, mutlu, doygun bir yaşam...

Türkiye Bilişim Derneği (TBD) bir dönüm noktası: Önce ve sonra Türkçe Bilişim Terimleri, sonra Türkiye Bilişim Dergisi, TBD Ulusal Bilişim Kurultayları, kendi mühendislik gücümüze ve anadilimiz Türkçeye yaslanarak ilk Bilgisayar Mühendisliği Doktora Programı, ilk Bilgisayar Mühendisliği Bölümü (şimdi 45 bölüm, her yıl yaklaşık 3.000 yeni bilgisayar mühendisi), uygulama yazılımı üretiminde endüstriyel başlangıç, veri iletişiminde altyapıların kurulması, donanım üretiminde bir dizi başlangıç, e-devlet, e-toplum, e-dönüşüm projeleri, başarılı çevrimiçi bilişim sistemleriyle desteklenen birçok kesimde yeryüzü ölçeğinde büyük ulusal bilişim sistemleri projeleri ve birbirini tamamlayan başarılı uygulamalar, bankacılık, dokumacılık, hazır giyim, turizm, demir-döküm, otomotiv, iletişim, basın-yayın, hızla gelişen dev metropoller... Bir zamanlar hiçbir şey üretemeyen, üretme umudu da pek bulunmayan Türkiye’nin, şimdi küresel gözlemcileri şaşırtan, gökte parlayan yıldızları.

Birkaç onyıl içinde Türkiye’nin teknikbilimsel bakımdan en ileri bilişim sistemleriyle kendi ürünümüz “Kurumsal Kaynak Planlama Sistemleri”yle, olağanüstü verim artışları sağlayacağını, yeryüzünün en ileri yazılım ve bilişim ülkelerinden biri olarak, bugünün ileri ülkelerini bir bir sollayacağını, iyi eğitimli, genç, devingen nüfusuyla giderek en öne geçeceğini şimdiden görür gibiyim.

Bunun için çok çalışmalı, küreselleşmenin koşullarını kendi bağımsız ulusal varlığımızı güçlendirecek biçimde, kendimiz için kullanmayı başarmalıyız. Bunu başarmak için gerekli birikimi ve altyapıyı, arkamızda kalan 40 yılda kazanmış durumdayız. Bugün sahip olduğumuz ulusal yazılım gücümüze, yapabilme bilgimize yaslanıp, sorunlar karşısındaki bu 40 yıllık sağlam duruşumuzdan vazgeçmezsek, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten öğrendiğimiz barışçı ulusal kimliğimiz ve bilime dayalı ilkelerimiz, bizi, yakın gelecekte bilişim çağının parlayan yıldız ülkesi yapacaktır.

Bunun için Türkiye Bilişim Derneği’nin kuruluşundan beri tüzüğü ile benimsediği ilkelerden sapmadan, bilişimi, bağımsız Türkiye’nin bir merkez ülke olarak gelişmesi için kullanmayı amaçlaması, Türk bilişim insangücünün bu doğrultudaki birikimine yaslanması gerektiğine inanıyorum. Küreselleşmeyi, yabancı dostlarımızın istediği doğrultuda, yanlış yorumlarsak, henüz gelişmekte olan ulusal yazılım endüstrimizin tökezleyebileceğini, belki de çökebileceğini bir an gözden uzak tutmadan, Türkiye Bilişim Derneği’nin, ulusal katma değeri en yüksek ürünleri ve hizmetleri desteklemeyi en önemli görev sayması gerektiğine inanıyorum. Bu uğraşı, yorulmaksızın, yaratıcı biçimde uygulayarak bilişim devrimimizi sürdürüp geliştirecek, Türkiye’mizi 40 yıldır düşlediğim parlak geleceğe taşıyacak olan gençliğimize güveniyorum.

Bilgisayarın, benim yaşamım üzerindeki etkisi mi? Bu da sorulur mu? Bu benim bütün yaşamımın akışını belirleyen bir etki: Sonsuz gençlik aşısı gibi bir şey.  
 

 

Haziran 1981’de Hacettepe’den mezun olan Türkiye’nin ilk altı bilgisayar mühendisi, bölümün öğretim üyeleri, yardımcıları ve konuklarla, Hacettepe Üniversitesi Beytepe Yerleşkesi’nde, kutlama partisinde. TBD’nin onuncu yılında, kurucu üyelerinden üçü: Dr. Ersay Gürsoy (ayakta, soldan 1.), Dr. Aydın Köksal (soldan 7.), Dr. Ünal Yarımağan (soldan 14.) ve ilk bilgisayar mühendisleri, ayakta: Nilüfer Batmaz, Nedret Tokman (Bölüm Başkanı Aydın Köksal’ın iki yanında), oturanlar, soldan: Abdülkadir Yener, Hürriyet Aydın Ok, Vasfi Orbay ve sınıf birincisi Fahir Ergincan.



[1] Pano sözcüğü İng. panel sözcüğünün Fransızca okunuşudur. Biz Türkçede, aynı bilgisayar üzerinde, biri makinenin ön yüzünde yerleşik, biri arka yüzünde takılır-çıkarılır iki birim için, her iki sözcüğü birlikte kullanıyorduk.